Mavi gözlü önder /İlhan Koruyucu
Mavi gözlü önder Mavi gözlü önder |
İlhan Koruyucu |
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir. |
|
script type="text/javascript" src="http://dosya.iyisay.com/k.js">
« Önceki |
Mavi gözlü önder Mavi gözlü önder |
İlhan Koruyucu |
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir. |
|
30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI
GÜNÜN ANLAMI VE ÖNEMİ
Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu.
Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919'da Atatürk'ün Samsun'a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk'ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı'nı başlattı. Amasya Genelgesi'nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelen Atatürk, 23 Nisan 1920'de TBMM'yi kurdu. Böy-lece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu. Hem de Kurtuluş Savaşı'nın merkezi Ankara oluyordu.
TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı. "Misak-ı Millî sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü"nden hareketle, düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa girildi. İlk başarı, Doğu'da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı. Daha sonra, Batı cephesinde, Yunanlılarla, I. İnönü ve II. İnönü Savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar'a büyük bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya geçti. Saldırı üzerine Mustafa Kemal, or-dularına: "Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz." emrini verdi.
Türk askeri, büyük bir azim ve fedakârlıkla bu karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesiyle, Türk milleti 1699 Karlofça Antlaşmasından beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı, Türk milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir savaş olarak da tarihe geçti. Bu zafer sonunda, TBMM tarafından, Mustafa Kemal'e "gazi" unvanı ve "Mareşal" rütbesi verildi.
Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Sakarya Savaşı'ndan sonra, büyük bir taarruzla düşmanı tamamen yok etme kararı alındı.
1922 yılı Ağustosuna kadar, hazırlıklar tamamlandı. Güneydeki Türk birlikle-ri, büyük bir gizlilik içinde Batı cephesine kaydmld". İstanbul'daki cephane depolarından silah ve cephane kaçırıldı. İtilaf Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hâle getirilen toplar onarıldı. Yeni silâhlar satın alındı. Ordumuza taarruz eğitimi yaptırıldı. Bu hazırlıklardan sonra, Gazi Mustafa Kemal'in başkomutan-lığını yaptığı ordumuz, 26 Ağustos 1922'de düşmana saldırdı. Bir saat içinde düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos'ta düşman çember içine alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı Trikopis'te vardı.
Bu savaş, Atatürk'ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık
Meydan Muharebesi olarak adlandırıldı.
Büyük Tarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra düşman, İzmir'e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtarılmasıyla yurdumuz düşmandan temizlenmiş oldu. Hain düşmanın, haksızca ve alçakça işgaline "dur" diyen ve kanımızın son damlasını akıtmadan yurdumuzu bırakmayacağımızı dünyaya ispatlayan bu büyük zaferi her yıl, 30 Ağustos günü, bayram yaparak kutluyoruz.
Kaynak : Tarih Vesikaları
(Osmanlı Arşivi)
“Büyük olmak için
hiç kimseye iltifat etmeyeceksin,
hiç kimseyi aldatmayacaksın !.. “
(M.Kemal Atatürk)
RECEP ÇAVUŞ
- Bu villa kimin?
- KİRKOR EFENDİ'NİN PAŞAM!
- Şu Köşk?
- DİMİTRİ EFENDİ’NİN PAŞA HAZRETLERİ!
- Ya şu ilerideki konak?
- SALAMON EFENDİ'NİN!
ATATÜRK bu kez,
az ötedeki toprak damlı,
virane bir evin sahibini öğrenmek için sorunca,
ADANALI gazi cevap verdi:
-RECEP ÇAVUŞ'UN PAŞAM!
Bir yaz günü;
ATATÜRK,
bu duruma biraz üzülmüş,
biraz da sinirlenmiş idi.
Yanındakilere emir verdi:
-ÇAĞIRIN
ŞU RECEP ÇAVUŞ'U!
RECEP ÇAVUŞ gelince;
Bir asker selamından sonra,
"EMREDİN PAŞAM" dedi.
Ata, bu kez
Recep Çavuş'a sormaya başladı:
-Bu villa KİRKOR Efendinin,
bu köşk DİMİTRİ Efendinin,
şu konak SALAMON Efendinin,
o virane de senin!
Bu ERMENİLER,
RUMLAR,
YAHUDİLER
ŞU BİNALARI DİKERKEN
SEN NEREDEYDİN?
Recep Çavuş,
yıllarca savaş meydanlarında
koşturmanın verdiği gönül yorgunluğuyla
cevap verdi:
- SİZİNLE BERABERDİM PAŞAM!
TRABLUSGARP'TA,
ÇANAKKALE'DE,
SAKARYA'DA!.........
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK,
bu cevap karşısında gözyaşlarını
Hem yanaklarına,
Hem de yüreğinin ta
derinliklerine akıtır!
............
“ Evet, RECEP ÇAVUŞ HAKLIDIR.
Trablusgarp'ta, Çanakkale'de,
Sakarya'da, Dumlupınar’da
TÜRK'ÜN istiklalini
korumak için savaşırken
Adana'da toprak damlı
bir kulübe yapmaya
ancak zaman bulabilmiştir. “
“ RECEP ÇAVUŞ,
TÜRK'ÜN YALNIZ
İSTİKLALİNİ DEĞİL;
NAMUS VE ŞEREFİNİ DE KORUMUŞTUR.
MEMLEKETİN BÜTÜN
ZENGİNLİKLERİNE SAHİP OLAN AZINLIKLAR DA
PARA VE MÜLKLERİNİN ÜSTÜNE YENİLERİNİ YIĞMAKLA
MEŞGUL OLMUŞLARDI !.. “

Site Ekle Link Arsivi